30 Nis 2011

8 Ara 2010

ani ölüm; otobüsün kapısında basamakta durarak her durakta inenlere yol veren torbalı amcanın beklenmedik bir durakta yol verdikten sonra yürüyerek evine gitmesi gibi birşey sanki.

30 Haz 2010

2 kulak, 2 burun deliği, 2 göğüs, 2 kol, 2 el, 2 bacak, 2 ayak... peki neden tek boyun. yalnız olduğu için mi ağrıyo bu kadar. bu kadar çok tutulmasının sebebi ne ki. daha ne yapmalıyım ki:/

23 May 2010

iki tane çok sevdiğim (halk arasında favori) nevresim takımım var. şimdi kışın bunları kullanması iyi güzel biri kirliyken diğeriyle takılıyosun falan ama yazın öyle mi. çarşaf ve yastık kılıfını milyonlarca kez değiş tokuş yapıyosun. önemli olan yaz sonunda nevresimi kendi takımı içinde bütünleştirebilmek. henüz başarabilmiş değilim. önümüz yaz, bugün düşündüm bu konu gerdi beni. çünkü mevsim bittiğinde diğer takımın yastık kılıfıyla öbürünün çarşafından oluşan melez oluşumla ortada kalmak var işin ucunda. ya. derdim büyük.

25 Mar 2010

ben giderken o dönüyormuş. beni giderken onu dönerken gören kişi kim acaba.

25 Şub 2010

bence köprü trafiği oscar ödülleri töreni salonu gibi. nası orda ödül almaşa giden kişinin yerini salon boş gözükmesin diye başkası oturuyosa, boğaz köprüsünde de sanki aynı şekilde. sürekli trafik, sürekli araba. bi boş görseydik. valla atlamayacağım..

18 Şub 2010

kızım sana söylüyorum gelinim sen anla, sevgili müşteriye nağmeler

.. çünkü senin elin, kolun, bacağın yokmuş da sadece gövden ve kafan varmış gibi ve ben de, senin isteğinle ve senin direktiflerinle, salonundaki eşyaların yerini değiştirmeye gelmişim gibi. sen sürekli biraz sağa, biraz sola.. olmadı biraz öne şimdi, şimdi azcık çevir.. der gibisin. ama aslında elin de var kolun da var bacağın da. ama sadece beni kumanda eder gibisin kendin yapmak yerine. üstelik ne yapacağından da emin değilsin. sürekli fikir değiştirip hiç birini beğenmiyorsun. yemek yemiyorum, su içmiyorum, uyumuyorum, senin salonunu değiştiriyorum.

*ima'nın dibine vurmak.

23 Oca 2010

atlıkarıncaya adını vermiş olmasına rağmen ortada hiç karınca olmaması ve tüm olayın at üstüne kurulu olması biraz haksızlık değil mi karıncalara?

3 Oca 2010

ulusa sesleniş -2

Bugün sokakta gördüğüm tüm insanlar,

Beni gördüğünüzde yüzünüzdeki hareketlenmeden, gözlerinizin kısılıp kafanızda oluşan sorulara yanıt arayış ifadenizden anladığım kadarıyla beni birine benzetiyorsunuz. Heyecanlanmaya hiç gerek yok boyum 1.70 bile değil, küçücüğüm. İmzam bile doğru düzgün değil yanıma gelseniz anlarsınız uzaktan bakınca herhalde bi benzerlik kuruyorsunuz. Beni görünce gözlerinizi açmanıza hiç gerek yok, şaşırmanıza da, zira az sonra geçip gideceğim, siz kafanızdaki sorularla kalacaksınız. Gerek yok. Gerçek olmayan düşüncelere kapılıyorsunuz, birbirimizi kandırmayalım. Üzgünüm ama sandığınız kişi değilim. Elinde torbayla, sırtında turuncu sırt çantasıyla gezip otobüsün körüğünde garip hareketlerle ayakta kalmaya çalışan biri sandığınız kişi olamaz ki. Bu soğuk günlerde birbirimizi kırmayalım. Lütfen.

19 Ara 2009

uykunun sorunu

pamuk prenses prens onu öpüp uyandırdıktan sonraki gün kaç saat uyumuştur ya da yedi uyurlar 200 yıl uyuyup uyandıktan sonra?.. ben dün eve normal bi saatte geldim 3-4 saat uyudum sonra gece yine normal bi saatte yattım ertesi gün anormal bi saatte uyandım. bu da belki demek oluyor ki uyku da yorucu birşey aslında. insanın uyudukça uyuyası gelmiyor belki de, ya da geliyor ama yorulduğu için. bilemiyorum. gerçi neden uyuyoruz konusu da bir muamma değil mi zaten?

24 Kas 2009

Sevgili yetkili;

Ben artık erken kalkmak istiyorum. Sabahları yatak beni çekmesin, yataktan kazınarak çıkarılmayayım istiyorum. Çok fazla uyuyorum günün yarısını gözüm kapalı geçiriyorum. Gereğinin yapılmasını arz-ı endam ederek arz ederim.

saygılarımla
e.

7 Kas 2009

person tekil people çoğul ya hani, bazı kişiler için birden çok olsalar da person kullanırım, bu onların bireyselliğinin göstergesidir. isteseler de çoğul olarak anılamazlar.

11 Eki 2009

ailede bir avrupailik var. babam burun silerken çıkarılan ses açısından hollandalılarla kapışır mesela..

6 Eyl 2009

emaye tencere? no i'm not için geliyor.











bunu bulanın kafasını tebrik ediyorum.

* bu da güya .gif, e hani oynamadı?!

4 Eyl 2009

hiç bir yer açık değil ama ben cereyandayım. hadi bakalım. çöz çözebilirsen.

13 Ağu 2009

bir anahtarın insan üzerindeki beklenmedik etkileri: 1

anahtar: başı boş insanların etfarındakileri rahatsız etmek için kullandıkları gereç. gerçi bunu bilinçli mi yapıyorlar henüz bilinmiyor. kullanım alanları sınırsız olmakla beraber, hedef kitlesi yalnızca sese duyarlı insanlardır. tahminen anahtar sevdalısı insanlar anahtarın çıkardığı sesle hipnotize oluyorlar ve ne yaptıklarını farketmiyorlar. bu son cümleyi anlarım, ama benim o sesi duyduğumda gözlerimden kulaklarımdan alevler çıkarak sana bakışımı nasıl farketmezsin onu anlayamam. anahtar mağduruyum, kulaklarım zarar gördü davacıyım.

ha bak mesela sigarayı bırakana çekirdek önerirler (ses çıkarır rahatsız eder), anahtarı da kesin öyle bişey için sallıyosundur neden birşeylerden kurtulmak için ses çıkaran şeyler tercih ediliyor peki? o mu rahatlatıyor seni anlamıyorum ki.

10 Ağu 2009

bugün düşündüm de neden acaba bütün saç modelleri hayvanlardan esinlenilmiş.. tavuk götü, aslan başı, aslan yelesi, kirpi vs vs. neden acaba.

5 Tem 2009

Chapter 1:

ally mcbeal bir mağaraya girer. yıkıntılar arasında yatan spiderman'i görür onu kucaklar, spiderman çoktan ölmüş, şişme bebek kıvamına gelmiştir. ally spiderman'i koltuğunun altına sıkıştırır ve mağaradan çıkarlar, bir tünele doğru giderler.

Chapter 2:

aynı tüneldeyiz, bu sefer insanlar tünelin içini doldurmak için çalışıyorlar. tünelin bir köşesinde de sıraya sokulmuş kadın, erkek, çocukların favorileri ağda ile alınmakta. bu arada 1.60 boylarında bir adam bağırmakta (bu adam şehri ele geçirmiş olan kişi, sanırım favorilere gıcık.) aynı tünelin diğer köşesinde de insanların topuklarından itibaren büyük törpüler üzerinde törpülenerek boyları kısaltılmakta maksimum boy 1.55'te sabitlenmekte (adam 1.60 olduğu için etrafında kendinden uzun insan görmek istememesi doğal bence. ben de şehri ele geçirsem höyt diyip böyle bi istekle şaşırtabilirim insanları.)

(esas kız girer) ben mağarada yapılanları gördükten sonra kaçış için yol aramaya başlıyorum tam o anda taksici bir çocuk beni görüyor ve eliyle gel işareti yapıyor (favorilerinden onun da benimle aynı durumda olduğunu anlıyorum benimkiler de onunkiler de yerinde.) ordan kaçıp ve bir kafede buluyoruz kendimizi. sonra taksici çocuk bir anda değişiyor ve onun da diğerleri gibi topuk törpüleyici ve favori avcısı olduğunu anlıyorum ondan da kaçmak için kafenin kapısına yöneldiğimde camdan gördüklerim benim için son nokta oluyor: önde umpa lumpa kılıklı, şehri ele geçiren 1.60 boyundaki adam, adamın arka solunda geçen sene workshopuna katıldığım fotoğrafçı, sağında ise bu sene başında staj yaptığım reklam ajansının patronu. üstelik boynunda çılgınlar gibi kalın bir gümüş zincir ile yürüyor.. ve bu ikisinin boyu da 1.55.

evet ben bu rüyayı gördüm.

hüner git başımdan ben sana göre değilim!

ilk karşılaşmamız benim lise dönemimde oldu. sen yeni albümünü tanıtan bir kartonun üstünden bana baktın, ben yanımdakeni "hiç de sevmem bu kadını yeaa" dedim sonra çarpıştık. gerçek senle. meğer aynı zamanda imza günün varmış orda. mecburen gülümsedim sen kaşlarını kaldırıp baktın bana. hayranın sandın ama pek üstünde durmadım yürüdüm gittim. sonra aradan uzun bir süre geçti bazen kendini hatırlatmak istedin radyodan bana şarkı söyledin, kanallar arasında gezerken televizyondan kafanı uzattın, hemen geçtim o kanalı. ama artık kendini aştın, bir gün kapımı çalacaksın diye korkar oldum. giderek canlanıyorsun, en son minibüste yanımda oturan kadının elinde senin cd'n vardı. bugün radyoyu açtım, şarkıyı önce ben söyledim arkamdan sen başladın.

hüner git başımdan ben sana göre değilim
hüner git başımdan seni sevemiyorum.

3 Tem 2009

bir mezunun iç sesi

nereye gitsem kurutuyor muyum acaba? geçen sene bu zamanlarda iş yok diye sıkıntıdan patladığım yer şu an çılgınlar gibi çalışıyor ya da ben sonradan mı takip ediyorum acaba onları. bende mi sorun var acaba:/

23 Haz 2009

annemler tatile çıktı

şimdiki bacak boyun kadarken boyun, sen koltukta uyuya kaldığın zaman seni yatağına taşıyabilen insanlar vardı. çünkü kilon da 4te 1in kadardı o zaman. işte o zamanlar televizyon izlemek zevkliydi, burda uyuyup kalırsam diye düşünmezdin uykuya dalmadan önce. ya da yatağının üstünü abuk subuk şeylerle doldurduysan ve gözün yarı kapalıyken toparlamayı göze alamıyorsan senin yerine bunu senin için yapabilecek birileri vardı yine sen küçükken. toparlamasa bile ayakucunda yatmana izin verebilirdi, ya da sen şartları zorlayıp onlar uykuya daldığında sessizce gidip kıvrılabilirdin ayakuçlarına. çünkü sığardın , yatağın eni kadardı en fazla boyun. şimdi yatağımın üstü dolu, tek gözüm kapalı, yorgunluk diz boyu.

10 May 2009


şu fotoda gördüğünüz pembeli kadınla aynı odada 2 ay pilates yapmışlığımız var. benim alanım genişti onunki önü camlı bir kutuydu. ama birbirimize karşı sevgimiz saygımız sonsuzdu her sabah ve her akşam buluşup 10 dk sporumuzu yapardık, ben acıdan kıvransam da eloise hep gülümserdi, en zor harekette bile. benim 10 dklık pilates sonrası yarım gün bacaklarım titrerdi eloise bana mısın (ar yu tu mi) demezdi. hergün aynı şekilde gelirdi karşıma. onunla ilk buluşmamızda önce korkmuştum benim de mi memelerim böyle olucak anneeaa diye düşünmüştüm. eloise yüzüstü yapılan hareketlerde pek başarılı olamıyordu çünkü yerden 2 karış havada duruyordu, ben de her ihtimale karşı o 10 kere yap bu hareketi dediğinde ben 5 kere yapayım da ne olur ne olmaz başıma iş açmayayım diyordum ona çaktırmadan. sonra geçen hafta tekrar karşılaştık eloise ile, meğer playboy ağustos tavşanıymış kendileri. çok şaşırdım önce, sonra bu kadar şaşırmama daha da çok şaşırdım. şaşkınlığımı pilates eşimi değiştirerek geçiriyorum şu günlerde. hem o beni de düşünüyor belin ağrıyorsa şöyle dur cicim, aman bak boynun sakatsa yasla kafanı yasla kuzuum bile diyor. e yaş da ilerledi ben şefkati seçtim ama... hey gidinin eloise'si.. sen orda hareketleri kendin yaparken bu kadın tutmuş üç beş adam onlara yaptırıyor. neyse bak devam ettikçe geriliyorum zaten olmuşum terminatör.. bitti

*yanlışlıkla silmişim, zaten gerçekten silmeyi becerebilsem bi alttaki tarihi duran içeriği silinmiş şeyi silerdim di mi..

4 May 2009

mevsim yaz olmalı.
insanlar büyük güneş gözlükleri takıyorsa zaman 1960lar olmalı.
fotoğraflarda retro efekti yapılmaya çalışılıyorsa fotoğraf makinesi polaroid olmalı.
saçlar kabartılacaksa sinemalarda türkan şoray, filiz akın filmleri oynamalı.
...

20 Mar 2009

¿

-yeni evlilerin evinde ne olmaz?
-tozbezi.

28 Şub 2009

ben bir eşya olsam.. çantanın dibinde bir köşede kalmış ihtiyaç anında hiçbir zaman bulunamayan birşey olurdum. tercih meselesi değil öyle geldi şimdi. zaman zaman da kış bittiğinde dolaba kaldırdığın montun cebinde, en sıkışık zamanında bulduğun 5 milyon olurdum. 

buraya nasıl müzik ekleniyor hiçbir fikrim yok açıkçası ama into the wild filminin soundtrackinden edie vedder-guaranteed dinlenirse belki şu üstteki birkaç satır anlam kazanır. ama muhtemelen ben de yarın baktığımda yine ne saçmalamışım diyeceğim. silsem mi acaba şimdi:/

22 Şub 2009

günün yemeği: reklamcı oturtma



Malzemeler:

-1 Bünye dolusu ego
-2 Kafa çapı kadar bilgi (yoksa işkembeden de sallanabilir)
-Herkesi susturacak ölçüde laf yapan ağız
-Kendini karşısındakinden üstün gösterecek kafa açısı
-Yeri geldiğinde kısılabilen gözler
-Bazen maksimum seviyeye çıkabilen ses
-Bolca hırs, azim



Öncelikle hırs ve azimi derin bir kapta karıştırıp kabarması için kenara koyuyoruz. 15 dk sonra azar azar bilgiyi ekliyoruz eğer hepsini birden koyarsak ego fazlalığı olacaktır o yüzden yavaş yavaş eklenmelidir. Daha sonra laf yapan ağızı ekleyerek hırs ve azim karışımını gerçek egonun eklenmesi için hazır hale getiriyoruz. Sıra egoya geldiğinde önce gözleri, sonra sesi koyuyoruz. Son olarak elimizdeki egoyu da kattığımızda, yemeğimiz aylarca reklam ajanslarında bitkisel hayat ortamında pişmeye hazır hale gelir.

Afiyet olsun
 
(Listemizde uyku, sosyal hayat, sevgili yoktur. Yanlışlıkla eklenirse yemeğin tadı değişecektir.)

6 Şub 2009

hep bahane hep bahane...

soğuk kahve selülit yapmaz bence. kola da yapmaz eğer cam bardakta içersen. burda cam bardak önemli. bütün kötü şeyleri emiyo sana saf, tertemiz, mis gibi kola bırakıyo ki kana kana iç diye. işte bu yüzdendir ki yemek seçmem ama bardak seçerim ve buna ciddi zaman harcarım rafın önünde durup. bardaklar, özellikle cam bardaklar seçilirken çok dikkat edilmeli bence. yoksa içilen sıvının tadı bile değişik gelebilir. cam bardak tercihen yeni olmalı çünkü bilindiği gibi bunlar yıkandıkça çizilen cinsten ve şeffaflığını kaybeden tabi. parlak olmalı ki ne içtiğini görebilesin. mesela düşün, annem bana kıyma diye mantar yedirmişti bir keresinde, ki ben mantar yemem sevmem yemedim hiç diyeceğim ama şimdi bu cümleden sonra kendimi çürütmüş oluyorum neyse başa dönelim, biri sana kıyma diye mantar yedirebiliyorsa sen de rahatlıkla kola diye çok acayip şeyler içeribilirsin. dikkatli olmak lazım. bardağın şekli de önemli bence. yazı karakteri tercihim gibi bunda da condensedden yanayım. ince uzun mis. kendini kandır. geç bitecek o elindeki. bak daha dibine ne kadar var. kandıysan aynen devam (ben bazen modemin fişini çekip a aa interneti kesmişler diye kandırıyorum kendimi mesela. çok güvenilirim hemen inanıyorum) ve son olarak sakın pipet kullanma. sakın ama. bir kere muhtemelen çok komik gözüküyor olacaksın. hadi bunu geçtim yalnız başına olabilirsin ya da umrunda olmayabilir nasıl gözüktüğün, diyelim şu akordeon boyunlu pipetlerden var elinde, cinnet geçirip o bardağı kafanda kırma ihtimalin nedir? çok yüksek. feci yüksek. çünkü pipetin boyun kısmında sen sürekli onunla oynadığın için küçük yırtılmalar olmuş olabilir ve sen bardağındakini içmeye çalışırken o da ordan hava kaçırmaya başlar. sonra gelsin cinler tepeme.. pipetli daha uzun sürüyor diyorsan da salaksın derim ayrıca. pipetle içmek zevklidir zırt diye çekiverirsin içine biter kendini tutamazsın ki. neyse o senin bileceğin şey de şimdi bana e onunla içme şununla içme ne yapayım dersen küçük yudumlar alırsın olur biter derim. bilemiyorum ki bunu ben mi hatırlatmalıyım sana. bu kadarını düşünemeyen insanda tabi ki selülit olur üstelik soğuk kahve yapar ona selüliti.
daha da diyecek lafım yok işte tükettin al.


2 Şub 2009

ULUSA SESLENİŞ

Sevgili sen,
Bir empati insanı olarak ben, bu zamana kadar hep senin yerine koydum kendimi. Sen motorda, vapurda gazeteyi büyük çabalar sarfederek katlamaya çalışırken hep sustum içten içe cinnet geçirsem de... kendim okurken ninja sessizliğinde okudum sırf sen rahatsız olma diye. sen vapur keyfi yaparken fındık fıstık eşliğinde, ben senin karşında kafanı duvardan duvara vurma hayali kurdum hep, ama ifadem değişmedi, derin nefes aldım. ben fındık fıstık yerken sen hiç ses duymadın oysa. seni düşündüm, sessiz yedim... ritmik sesler çıkarmadım sen de benim gibi o seslere deli oluyosundur diye, ama sen beni umursamadın hep yaptın bundan da büyük keyif aldın. sırf patlamış mısırın sesi çıkmasın diye tükrüğümle ıslatıp yedim sen ağzın açık yedin çatır çutur. çorba içerken kaşığı dişime bile değdirmedim o ses belki sana dokunur diye, sen dünyayı çektin içine bir höpürdetişinde. ve ben bunları yaptım diye hep ne sessizsin diye garip karşılandım. şimdi burda bunu söylemenin zamanıdır ki, biri sessizse sebebi vardır keyfinden sessiz olmamıştır. bi bak bakalım kendine?! üstelik niye ben sessiz oluyormuşum ya içten içe çıldırırken. derin nefesim hızmı kesiyorsa suç benim mi? beni bu duruma sokanlar utansın. yani demem o ki sevgili sen, ben inadına senin çin çabaladıkça sen kılını bile kıpırdatmazsan, bu iş yürümez ve yürümüyor da. sese duyarlı bir insanım elimden birşey gelmez. azcık hoşgurü isterim sadece senden. kısacası benden bu kadar. sessizliğimin de bir sınırı vardır ayağını denk al. eğer bu satırları da içinden ama bazı harfler dışına çıkarak okursan bu sefer bittin!

29 Oca 2009

"EVET İNSAN KOPYALADIM"




düşünce polisinin yaptığı baskın sonucu yeraltındaki laboratuvarında yakalanan bilim adamı, reklam ajanslarındaki sömürülmeye hazır stajyer ihtiyacını  karşılamak için gizli bir formül bulduğunu inkar etmedi. bu formül sayesinde ucuz/parasız işçi/stajyere ihtiyacı olan, doymayan reklam ajansları tarafından nasıl zengin edildiğini açıkladı. 
"BENDEN İSTENİLENİ YAPTIM"
kullanıma hazır hale getirilen stajyerlerin belli bir süre  ya da dış etkenler dolayısıyla -verilen molalar, küçük bir delikten sızan gün ışığı vb.- kendilerine yüklenen çalışma arzusunda azalma görüldüğünü belirten çılgın bilim adamı tüm bunların olmaması için en başından ajans sahiplerini uyardığını da belirtti. Uyarılarını dinlemeyen ajans sahipleri K.P. ile ortağı A.B yüzünden yaptığı düzenbazlık ortaya çıkan bilim adamı, yapılan baskın sonucu bugün akşam saatlerinde kıskıvrak  yakalandı. 

3 Oca 2009

*bugün burası çok karışık
bildiğim bütün programlar açık
...

*yarım ilhamla şiir yazılmadığının kanıtı.

1 Oca 2009

kırmızı gezegene yolculuk 1. bölüm



sene 3000küsürmüş, ben uyandım. önce bi gerindim, alışkanlık. sonra uyuduğum kovuktan çıkmadan önce ayaklarımı yere koymadan bi süre bekledim. aslında yerçekimsiz ortamda olduğumu anlamam uykuya yattığım zamanın saatine göre 5 dk sürdü sanırım. 3000li yıllarda kaç nano saniye eder çeviremiyorum şu an, çok da önemli bir ayrıntı değil belki. üstümdeki elbise sanırım kırmızıydı ya da ben ışıklar yüzünden yanılıyordum. bir süre üstüme başıma bakındım, bana zamanı bangır bangır hatırlatıp uykumu bölen şeyin -şey diyorum çünkü ne olduğunu henüz kestiremiyorum, uyku mahmurluğu sanmıştım önce- dediğine değil de bu üstüme giydiğim şeye şaşırmıştım en çok. hiç kırmızı pijamam yoktu, en son hatırladığım da dün gece sırf yeni yıla girerken uğur getirsin zırvalığına uymak olsun diye giydiğim kırmızı çizmelerden başka kırmızı bir eşyam olmadığıydı. ama şimdi baştan aşağı kıpkırmızıydım. bir gecede olacak şey değil diye düşündüm önce. sonra hatırladım. şarabı da fazla kaçırmıştım. kırmızı şarap, kırmızı çizmeler, aklımda da kırmızı don geyiği. haliyle garip bi rüyada uyanığım sanırım dedim kendi kendime. bunları aklımdan geçirirken bir yandan da ayağımı yere basmaya çalışıyordum ama bir türlü olmuyordu. nasıl bir rüyaydı bu, gerçek miydi, kafamın çevresinde dönüp duran ışık neydi peki. hiç bilemiyorum. 
yıl 3000 küsür her yer kıpkırmızı ve sanırım uzayda bir yerdeyim ve burda bile bana amorti vurmamış. etrafımda dönüp duran ışığın en son kulağıma fısıldadığı şey buydu.

8 Ara 2008


bayram münasebetiyle bıyık bıraktım, bir tane girişimci üşüyen burunlar için birşey üretene kadar bıyıklarımı muhafaza ederek durumu protesto ediyorum. koca burun.. üşüyo haliyle..

2 Kas 2008

öhöm. ne güzel gün ya.

12 Eyl 2008

8 Eyl 2008

•human traffic•

Present is gone. Fantasy is a part of reality. We take the breaks off. We're thinking clearly yet not thinking at all. This feels right. We stop trying to control things. Warm rush of chemicals through us. We fluctuate. Is this brain damage? We forget all the pain and hurt in life. We wanna go somewhere else. We're not threatened by people anyone. All our insecurities have evaporated. We wanna go somewhere else. We're not threatened by people anymore. All our insecurities have evaporated. We're in the clouds now. We're wide open. We're spacemen orbiting the earth. The world looks beautiful from here, We're nympholeptics, desiring for the unobtainable. We risk sanity for moments of temporary enlightenment. So many ideas. So little memory. The last thought killed by anticipation of the next. We embrace an overwhelming feeling of love. We flow in unison. We're together. I wish this was real. We want a universal level of togetherness, where we're comfortable with everyone. We're in rhythm. Part of a movement. A movement to escape. We wave goodbye. Ultimately, we just want to be happy.














Heh, yeah a hang on, what the fuck was I just talking about?

5 Eyl 2008

30 Ağu 2008

1 dönüş, mümkünse teyze yanı olmasın.

çünkü 12 saatlik bir yolculukta sen film izlemek isteyebilirsin ama yanındaki teyzenin gözü acır. yazık.
müzik dinlemek isteyebilirsin, kulağında çınlar senin dinlediğin.
ışığı açarsın çantandan birşey almak için, gürültüden, ışıktan rahatsız olur. 
rahatsızlığını da kıpırdanıp durarak belli eder  dolayısıyla seni de rahatsız eder ama gözü kapalıdır senin de ona ters ters bakabildiğini göremez. her şeye hazırlıklıdır, yanında senin koltuğuna uzanacak kadar eşyası vardır. battaniyesini, yastığını, hırkasını ve çantasını elinde tutar senin koltuğa doğru bir butunu koyarak seni rahatsız etmek pahasına. sen kahve paketiyle cebelleşirken açmak için, bir anda açılan paket senin kolunu onun koluna doğru ittiği için sana ters ters bakar sonra. 12 saat böyle geçer bir daha birbirinizi görmezsiniz ama hep hatırlarsın o teyzeyi.

14 Ağu 2008

dudağımı yoldum, yanımdaki adamın koluna uçtu.

12 Ağu 2008

kafamin merkezine delik acan kisi, lutfen dur. genlerime yenilmek istemiyorum...
yolda yürürken aniden önüme çikan, umursamazca yerde yatan bir sokak köpeği gördüğümde
`yana kay` diyip yanına kıvrılıp oracıkta uyumak istiyorum.

10 Ağu 2008


bilgisayarımın 1 günlük gebeliği sonucunda nur topu gibi 52 ekran bir televizyonumuz oldu.

bir akşam yemeğinde kullanılmış 59 "naif" kelime

fazla kırılgan
fazla nazik
fazla ince
fazla yumuşak
fazla sevecen
fazla narin
fazla saf
fazla temiz
fazla iyimser
fazla yalın
fazla çocuksu
fazla iyi
fazla dürüst
fazla masum
fazla yeni
fazla garip
fazla huzurlu
fazla sıcak
fazla sakin
fazla acemi
fazla ham
fazla umursamaz
fazla dengesiz
fazla ürkek
fazla korkak
fazla cesur
fazla uyanık
fazla düşünceli
fazla sevecen
fazla neşeli
fazla yalnız
fazla karamsar
fazla mutlu
fazla büyük
fazla aldatılmış
fazla farkında
fazla yüzeysel
fazla içten
fazla uzun
fazla sıkıcı
fazla konuşkan
fazla dramatik
fazla girişken
fazla oyunbozan
fazla bencil
fazla güzel
fazla alıngan
fazla renksiz
fazla ruhsuz
fazla çıkarcı
fazla yüzsüz
fazla durağan
fazla sert
fazla ilgisiz
fazla üstün
fazla çarpık
fazla seri
fazla utangaç
fazla... naif

28 Tem 2008


ağustos 15e kadar, tarafımdan büyümeye bırakılmış öpülmeyi bekleyen kurbağa.

25 Tem 2008

fesleğen dalındaki öküzcük

değişiklik olsun diye değiştirilen, öğlen yemeklerimizi sağlayan lokantaya küçük bir gezi düzenlendi bugün ve biri sanırım cüsseme aldanıp az yiyeceğimi düşündü. ben söylediklerimin hepsini yerim sandım, o da söylediklerimin hepsini yiyebileceğimi sandı. yanıldık. kafam kadar köfte mi olur ya. lütfen yapmayalım.

24 Tem 2008

•yeni yemekler.
•yeni iş.
•beğenilen iconlar.
•sıcaktan bayılmak üzereyken can havliyle kaleme sarılıp ele çizilen, kalemin azizliğine uğrayıp denizcilerin kendi kendilerine yaptıkları dövmelere benzeyen kesik çizgili şekil.
•8.00
ÇIK
•aslan parçası.
•yazbükey.
•gözleri kendinden büyük köpek cinsi. muhtemelen bu zamana kadar sadece gözleri büyüdü belki doğduğunda bile vücudu aynı boydaydı ama aslında 7 yaşındaydı (7x7=49).
eve dönerken vapurda 3 kez otobüste 5 kez tekrar terar başa dönüp okuduğum, her başa dönüşte okumadığım bir köşesini bulduğum kırmızı kapaklı uykusuz.
•hava durumu. güneşli, yağmurlu, rüzgarlı, kapalı, parçalı bulutlu. güneşli. güneşli. güneşli.
•••kokuyu almıyorum, hala basamakları sayıp nefesimi tutuyorum yürürken yere değil binaların üst katlarına bakıyorum düşme tehlikesi yaşıyorum birilerine çarpma tehlikesi küfür yeme tehlikesi. gözümü açıyorum vapurdayım. kapıyorum evdeyim. açıyorum yerdeyim kapıyorum yerdeyim. ayaklarım yerde kafam başka yerde. düşünebilme yeteneğimi geri istiyorum, düşünür gözüksem de sadece boş boş bakıyorum.

17 Tem 2008

.good times gonna come.

ben mi çok istekliydim yoksa karşımdaki mi çok isteksizdi işini benimle paylaşmaya, bilemiyorum. ama 1 aydır günden güne kendimi duymaya hazırladığım kelimeleri duldum bugün karşı taraftan. "sen hiç çalışmıyosun" ilk kez makina tutukluk yapmadı ve "sen de hiç iş vermiyorsun" diye karşılık verdi. dilimin ucuna kadar geldi lafı da gerçekmiş. mutlu sonla biten filmlerin sonrasındaki kavgaları merak etmem gibi dilimin ucuna kadar geldi lafının sonrasında söyleneni de merak ederdim hep, sonunda duymuş, söylemiş oldum, sanırım rahatladım. ama durumda bir değişiklik yok tabi. artık sıkıntım yüzümden okunuyor oflayıp poflamama ya da deli gibi ordan oraya volta atmama gerek yok belli etmek için. bugün de bitti. 1 aydır ilk kez ofisten çıkar çıkmaz bugün eve gitmek için hangi yolu kullansam acaba diye düşünmedim. normalde gereğinden fazla seçeneğim var ;
- tünel, vapur, otobüs (x2)
-füniküler, vapur, otobüs
-otobüs, minibüs
-füniküler, otobüs
-otobüs, otobüs... seçmek zorunda olmak, seçim yapmaya üşenmek, 200li yıllarda hani uçan arabalar olucaktı diye düşünmeye başlamak.. düşünürken zamanın ilerlemiş olduğunu farkedip seçeneklerden 2sini mecburiyetten elemek.
sadece yürüsem mesela. bugün ofistekilerden biri evine silgi almaya gitti. ben de ilkokulda tuvaletim geldiğinde eve giderdim. en sevdiğim film geleceğe dönüş. keşke gerçek olsa. 
sonra eve dönüş yolunda bütün minibüslerin üzerinde aynı yerden geçtiği yazarken aslında oralardan geçmediğini acı bir şekilde öğrenmek ve alakasız bir yerde yarım saat otobüs beklemek. acısız ölüm isteyenleri şimdi anlıyorum sanırım.

sınanıyorum.
derin nefes alıyorum. bekliyorum.
yine sınanıyorum. 
bu sefer nefesimi tutuyorum. süresiz. içinden konuşmayı içinden nefes almaya çeviriyorum. işe yaramıyor.

çok umutluyum. gereğinden fazla.

7 Tem 2008

sıkıntı mahsulü

herşey 2 hafta önce bir geri dönüşüm kutusuyla başlamıştı. hava güzeldi (fazla güzel). çift vantilatör çalıştıracak kadar güzel, peşpeşe soğuk sular içecek kadar, o güzellikte 2000 vatt ampuller altında parmağının ucundaki sarı ve mavi hamurdan yapılmış kırmızı tüylerle süslenmiş sarı gagalı kuşu, bir stop motion filminin içine adım adım sokacak kadar güzeldi. sonra zeminin boyanması gerekti. ortalık pazar yerine dönmüştü, bembeyaz sonsuz fonumuz alacalı renklerle donanmıştı. bunu ancak bir stajyer başarabilirdi. görünmeyen pelerinini dalgalandırarak nalbura gitti, 2 sünger rulo fırça ucu, 1 tane de mat dekorasyon boyası aldı. tam görevini tamamladığını düşünürken yolda bir genç kız tarafından önü kesilerek tinersiz bu işlerin olmayacağı hatırlatıldı. iş yine başa düşmüştü. ama talihsiz stajyer bu işin de altından kalktı...

sıkıntı mahsulü 2 (çoğul eki -ler, -lar)

bu bir.. kurukafa olmalıydı aslında. hayatına robot olarak başlamak için programlanmış bir kurukafa.
bu bir.. kız kulesinin çakması, tatil özlemi çekenlere ellerimle hazırladığım kumdan kale.
bu bir.. eklemek istiyorum ki saatler geçmiyor.
bu bir.. stop motion filmdeki sarı gagalı kuşun bilgisayara kaçmışı.
bu bir.. itiraf ediyorum channel 4'dan çaldım. yine olsa yine yaparım.
bu bir.. şu güzelim yaz gününde 4 duvar+2 vantilatör arasında sıkışıp kalmış zavallı stajyere.

bu bir.. başa dön. anlaşılmayacak birşey yok.