atlıkarıncaya adını vermiş olmasına rağmen ortada hiç karınca olmaması ve tüm olayın at üstüne kurulu olması biraz haksızlık değil mi karıncalara?
ulusa sesleniş -2
Bugün sokakta gördüğüm tüm insanlar,
Posted on 12:12 by id please
uykunun sorunu
pamuk prenses prens onu öpüp uyandırdıktan sonraki gün kaç saat uyumuştur ya da yedi uyurlar 200 yıl uyuyup uyandıktan sonra?.. ben dün eve normal bi saatte geldim 3-4 saat uyudum sonra gece yine normal bi saatte yattım ertesi gün anormal bi saatte uyandım. bu da belki demek oluyor ki uyku da yorucu birşey aslında. insanın uyudukça uyuyası gelmiyor belki de, ya da geliyor ama yorulduğu için. bilemiyorum. gerçi neden uyuyoruz konusu da bir muamma değil mi zaten?
Posted on 17:30 by id please
Posted on 13:32 by id please
person tekil people çoğul ya hani, bazı kişiler için birden çok olsalar da person kullanırım, bu onların bireyselliğinin göstergesidir. isteseler de çoğul olarak anılamazlar.
Posted on 09:59 by id please
ailede bir avrupailik var. babam burun silerken çıkarılan ses açısından hollandalılarla kapışır mesela..
Posted on 06:08 by id please
hiç bir yer açık değil ama ben cereyandayım. hadi bakalım. çöz çözebilirsen.
Posted on 04:43 by id please
bir anahtarın insan üzerindeki beklenmedik etkileri: 1
anahtar: başı boş insanların etfarındakileri rahatsız etmek için kullandıkları gereç. gerçi bunu bilinçli mi yapıyorlar henüz bilinmiyor. kullanım alanları sınırsız olmakla beraber, hedef kitlesi yalnızca sese duyarlı insanlardır. tahminen anahtar sevdalısı insanlar anahtarın çıkardığı sesle hipnotize oluyorlar ve ne yaptıklarını farketmiyorlar. bu son cümleyi anlarım, ama benim o sesi duyduğumda gözlerimden kulaklarımdan alevler çıkarak sana bakışımı nasıl farketmezsin onu anlayamam. anahtar mağduruyum, kulaklarım zarar gördü davacıyım.
Posted on 13:12 by id please
bugün düşündüm de neden acaba bütün saç modelleri hayvanlardan esinlenilmiş.. tavuk götü, aslan başı, aslan yelesi, kirpi vs vs. neden acaba.
Posted on 10:18 by id please
Chapter 1:
ally mcbeal bir mağaraya girer. yıkıntılar arasında yatan spiderman'i görür onu kucaklar, spiderman çoktan ölmüş, şişme bebek kıvamına gelmiştir. ally spiderman'i koltuğunun altına sıkıştırır ve mağaradan çıkarlar, bir tünele doğru giderler.
Chapter 2:
aynı tüneldeyiz, bu sefer insanlar tünelin içini doldurmak için çalışıyorlar. tünelin bir köşesinde de sıraya sokulmuş kadın, erkek, çocukların favorileri ağda ile alınmakta. bu arada 1.60 boylarında bir adam bağırmakta (bu adam şehri ele geçirmiş olan kişi, sanırım favorilere gıcık.) aynı tünelin diğer köşesinde de insanların topuklarından itibaren büyük törpüler üzerinde törpülenerek boyları kısaltılmakta maksimum boy 1.55'te sabitlenmekte (adam 1.60 olduğu için etrafında kendinden uzun insan görmek istememesi doğal bence. ben de şehri ele geçirsem höyt diyip böyle bi istekle şaşırtabilirim insanları.)
(esas kız girer) ben mağarada yapılanları gördükten sonra kaçış için yol aramaya başlıyorum tam o anda taksici bir çocuk beni görüyor ve eliyle gel işareti yapıyor (favorilerinden onun da benimle aynı durumda olduğunu anlıyorum benimkiler de onunkiler de yerinde.) ordan kaçıp ve bir kafede buluyoruz kendimizi. sonra taksici çocuk bir anda değişiyor ve onun da diğerleri gibi topuk törpüleyici ve favori avcısı olduğunu anlıyorum ondan da kaçmak için kafenin kapısına yöneldiğimde camdan gördüklerim benim için son nokta oluyor: önde umpa lumpa kılıklı, şehri ele geçiren 1.60 boyundaki adam, adamın arka solunda geçen sene workshopuna katıldığım fotoğrafçı, sağında ise bu sene başında staj yaptığım reklam ajansının patronu. üstelik boynunda çılgınlar gibi kalın bir gümüş zincir ile yürüyor.. ve bu ikisinin boyu da 1.55.
evet ben bu rüyayı gördüm.
Posted on 14:46 by id please
hüner git başımdan ben sana göre değilim!
ilk karşılaşmamız benim lise dönemimde oldu. sen yeni albümünü tanıtan bir kartonun üstünden bana baktın, ben yanımdakeni "hiç de sevmem bu kadını yeaa" dedim sonra çarpıştık. gerçek senle. meğer aynı zamanda imza günün varmış orda. mecburen gülümsedim sen kaşlarını kaldırıp baktın bana. hayranın sandın ama pek üstünde durmadım yürüdüm gittim. sonra aradan uzun bir süre geçti bazen kendini hatırlatmak istedin radyodan bana şarkı söyledin, kanallar arasında gezerken televizyondan kafanı uzattın, hemen geçtim o kanalı. ama artık kendini aştın, bir gün kapımı çalacaksın diye korkar oldum. giderek canlanıyorsun, en son minibüste yanımda oturan kadının elinde senin cd'n vardı. bugün radyoyu açtım, şarkıyı önce ben söyledim arkamdan sen başladın.
hüner git başımdan ben sana göre değilim
hüner git başımdan seni sevemiyorum.
Posted on 12:55 by id please
bir mezunun iç sesi
nereye gitsem kurutuyor muyum acaba? geçen sene bu zamanlarda iş yok diye sıkıntıdan patladığım yer şu an çılgınlar gibi çalışıyor ya da ben sonradan mı takip ediyorum acaba onları. bende mi sorun var acaba:/
Posted on 04:16 by id please

şu fotoda gördüğünüz pembeli kadınla aynı odada 2 ay pilates yapmışlığımız var. benim alanım genişti onunki önü camlı bir kutuydu. ama birbirimize karşı sevgimiz saygımız sonsuzdu her sabah ve her akşam buluşup 10 dk sporumuzu yapardık, ben acıdan kıvransam da eloise hep gülümserdi, en zor harekette bile. benim 10 dklık pilates sonrası yarım gün bacaklarım titrerdi eloise bana mısın (ar yu tu mi) demezdi. hergün aynı şekilde gelirdi karşıma. onunla ilk buluşmamızda önce korkmuştum benim de mi memelerim böyle olucak anneeaa diye düşünmüştüm. eloise yüzüstü yapılan hareketlerde pek başarılı olamıyordu çünkü yerden 2 karış havada duruyordu, ben de her ihtimale karşı o 10 kere yap bu hareketi dediğinde ben 5 kere yapayım da ne olur ne olmaz başıma iş açmayayım diyordum ona çaktırmadan. sonra geçen hafta tekrar karşılaştık eloise ile, meğer playboy ağustos tavşanıymış kendileri. çok şaşırdım önce, sonra bu kadar şaşırmama daha da çok şaşırdım. şaşkınlığımı pilates eşimi değiştirerek geçiriyorum şu günlerde. hem o beni de düşünüyor belin ağrıyorsa şöyle dur cicim, aman bak boynun sakatsa yasla kafanı yasla kuzuum bile diyor. e yaş da ilerledi ben şefkati seçtim ama... hey gidinin eloise'si.. sen orda hareketleri kendin yaparken bu kadın tutmuş üç beş adam onlara yaptırıyor. neyse bak devam ettikçe geriliyorum zaten olmuşum terminatör.. bitti
*yanlışlıkla silmişim, zaten gerçekten silmeyi becerebilsem bi alttaki tarihi duran içeriği silinmiş şeyi silerdim di mi..
Posted on 06:56 by id please
mevsim yaz olmalı.
Posted on 14:49 by id please
ben bir eşya olsam.. çantanın dibinde bir köşede kalmış ihtiyaç anında hiçbir zaman bulunamayan birşey olurdum. tercih meselesi değil öyle geldi şimdi. zaman zaman da kış bittiğinde dolaba kaldırdığın montun cebinde, en sıkışık zamanında bulduğun 5 milyon olurdum.
Posted on 13:21 by id please
günün yemeği: reklamcı oturtma
Posted on 14:31 by id please
hep bahane hep bahane...
soğuk kahve selülit yapmaz bence. kola da yapmaz eğer cam bardakta içersen. burda cam bardak önemli. bütün kötü şeyleri emiyo sana saf, tertemiz, mis gibi kola bırakıyo ki kana kana iç diye. işte bu yüzdendir ki yemek seçmem ama bardak seçerim ve buna ciddi zaman harcarım rafın önünde durup. bardaklar, özellikle cam bardaklar seçilirken çok dikkat edilmeli bence. yoksa içilen sıvının tadı bile değişik gelebilir. cam bardak tercihen yeni olmalı çünkü bilindiği gibi bunlar yıkandıkça çizilen cinsten ve şeffaflığını kaybeden tabi. parlak olmalı ki ne içtiğini görebilesin. mesela düşün, annem bana kıyma diye mantar yedirmişti bir keresinde, ki ben mantar yemem sevmem yemedim hiç diyeceğim ama şimdi bu cümleden sonra kendimi çürütmüş oluyorum neyse başa dönelim, biri sana kıyma diye mantar yedirebiliyorsa sen de rahatlıkla kola diye çok acayip şeyler içeribilirsin. dikkatli olmak lazım. bardağın şekli de önemli bence. yazı karakteri tercihim gibi bunda da condensedden yanayım. ince uzun mis. kendini kandır. geç bitecek o elindeki. bak daha dibine ne kadar var. kandıysan aynen devam (ben bazen modemin fişini çekip a aa interneti kesmişler diye kandırıyorum kendimi mesela. çok güvenilirim hemen inanıyorum) ve son olarak sakın pipet kullanma. sakın ama. bir kere muhtemelen çok komik gözüküyor olacaksın. hadi bunu geçtim yalnız başına olabilirsin ya da umrunda olmayabilir nasıl gözüktüğün, diyelim şu akordeon boyunlu pipetlerden var elinde, cinnet geçirip o bardağı kafanda kırma ihtimalin nedir? çok yüksek. feci yüksek. çünkü pipetin boyun kısmında sen sürekli onunla oynadığın için küçük yırtılmalar olmuş olabilir ve sen bardağındakini içmeye çalışırken o da ordan hava kaçırmaya başlar. sonra gelsin cinler tepeme.. pipetli daha uzun sürüyor diyorsan da salaksın derim ayrıca. pipetle içmek zevklidir zırt diye çekiverirsin içine biter kendini tutamazsın ki. neyse o senin bileceğin şey de şimdi bana e onunla içme şununla içme ne yapayım dersen küçük yudumlar alırsın olur biter derim. bilemiyorum ki bunu ben mi hatırlatmalıyım sana. bu kadarını düşünemeyen insanda tabi ki selülit olur üstelik soğuk kahve yapar ona selüliti.
Posted on 12:29 by id please
ULUSA SESLENİŞ
Sevgili sen,
Posted on 01:05 by id please
"EVET İNSAN KOPYALADIM"


düşünce polisinin yaptığı baskın sonucu yeraltındaki laboratuvarında yakalanan bilim adamı, reklam ajanslarındaki sömürülmeye hazır stajyer ihtiyacını karşılamak için gizli bir formül bulduğunu inkar etmedi. bu formül sayesinde ucuz/parasız işçi/stajyere ihtiyacı olan, doymayan reklam ajansları tarafından nasıl zengin edildiğini açıkladı.
Posted on 14:59 by id please
*bugün burası çok karışık
Posted on 05:19 by id please
kırmızı gezegene yolculuk 1. bölüm

sene 3000küsürmüş, ben uyandım. önce bi gerindim, alışkanlık. sonra uyuduğum kovuktan çıkmadan önce ayaklarımı yere koymadan bi süre bekledim. aslında yerçekimsiz ortamda olduğumu anlamam uykuya yattığım zamanın saatine göre 5 dk sürdü sanırım. 3000li yıllarda kaç nano saniye eder çeviremiyorum şu an, çok da önemli bir ayrıntı değil belki. üstümdeki elbise sanırım kırmızıydı ya da ben ışıklar yüzünden yanılıyordum. bir süre üstüme başıma bakındım, bana zamanı bangır bangır hatırlatıp uykumu bölen şeyin -şey diyorum çünkü ne olduğunu henüz kestiremiyorum, uyku mahmurluğu sanmıştım önce- dediğine değil de bu üstüme giydiğim şeye şaşırmıştım en çok. hiç kırmızı pijamam yoktu, en son hatırladığım da dün gece sırf yeni yıla girerken uğur getirsin zırvalığına uymak olsun diye giydiğim kırmızı çizmelerden başka kırmızı bir eşyam olmadığıydı. ama şimdi baştan aşağı kıpkırmızıydım. bir gecede olacak şey değil diye düşündüm önce. sonra hatırladım. şarabı da fazla kaçırmıştım. kırmızı şarap, kırmızı çizmeler, aklımda da kırmızı don geyiği. haliyle garip bi rüyada uyanığım sanırım dedim kendi kendime. bunları aklımdan geçirirken bir yandan da ayağımı yere basmaya çalışıyordum ama bir türlü olmuyordu. nasıl bir rüyaydı bu, gerçek miydi, kafamın çevresinde dönüp duran ışık neydi peki. hiç bilemiyorum.
Posted on 13:11 by id please
Posted on 14:56 by id please
•human traffic•
Present is gone. Fantasy is a part of reality. We take the breaks off. We're thinking clearly yet not thinking at all. This feels right. We stop trying to control things. Warm rush of chemicals through us. We fluctuate. Is this brain damage? We forget all the pain and hurt in life. We wanna go somewhere else. We're not threatened by people anyone. All our insecurities have evaporated. We wanna go somewhere else. We're not threatened by people anymore. All our insecurities have evaporated. We're in the clouds now. We're wide open. We're spacemen orbiting the earth. The world looks beautiful from here, We're nympholeptics, desiring for the unobtainable. We risk sanity for moments of temporary enlightenment. So many ideas. So little memory. The last thought killed by anticipation of the next. We embrace an overwhelming feeling of love. We flow in unison. We're together. I wish this was real. We want a universal level of togetherness, where we're comfortable with everyone. We're in rhythm. Part of a movement. A movement to escape. We wave goodbye. Ultimately, we just want to be happy.
Posted on 15:10 by id please
1 dönüş, mümkünse teyze yanı olmasın.
çünkü 12 saatlik bir yolculukta sen film izlemek isteyebilirsin ama yanındaki teyzenin gözü acır. yazık.
Posted on 05:21 by id please
kafamin merkezine delik acan kisi, lutfen dur. genlerime yenilmek istemiyorum...
Posted on 13:47 by id please
yolda yürürken aniden önüme çikan, umursamazca yerde yatan bir sokak köpeği gördüğümde
Posted on 13:41 by id please
bir akşam yemeğinde kullanılmış 59 "naif" kelime
fazla kırılgan
Posted on 05:38 by id please
fesleğen dalındaki öküzcük
değişiklik olsun diye değiştirilen, öğlen yemeklerimizi sağlayan lokantaya küçük bir gezi düzenlendi bugün ve biri sanırım cüsseme aldanıp az yiyeceğimi düşündü. ben söylediklerimin hepsini yerim sandım, o da söylediklerimin hepsini yiyebileceğimi sandı. yanıldık. kafam kadar köfte mi olur ya. lütfen yapmayalım.
Posted on 08:28 by id please
•yeni yemekler.
Posted on 12:17 by id please
.good times gonna come.
ben mi çok istekliydim yoksa karşımdaki mi çok isteksizdi işini benimle paylaşmaya, bilemiyorum. ama 1 aydır günden güne kendimi duymaya hazırladığım kelimeleri duldum bugün karşı taraftan. "sen hiç çalışmıyosun" ilk kez makina tutukluk yapmadı ve "sen de hiç iş vermiyorsun" diye karşılık verdi. dilimin ucuna kadar geldi lafı da gerçekmiş. mutlu sonla biten filmlerin sonrasındaki kavgaları merak etmem gibi dilimin ucuna kadar geldi lafının sonrasında söyleneni de merak ederdim hep, sonunda duymuş, söylemiş oldum, sanırım rahatladım. ama durumda bir değişiklik yok tabi. artık sıkıntım yüzümden okunuyor oflayıp poflamama ya da deli gibi ordan oraya volta atmama gerek yok belli etmek için. bugün de bitti. 1 aydır ilk kez ofisten çıkar çıkmaz bugün eve gitmek için hangi yolu kullansam acaba diye düşünmedim. normalde gereğinden fazla seçeneğim var ;
Posted on 11:41 by id please
sıkıntı mahsulü
herşey 2 hafta önce bir geri dönüşüm kutusuyla başlamıştı. hava güzeldi (fazla güzel). çift vantilatör çalıştıracak kadar güzel, peşpeşe soğuk sular içecek kadar, o güzellikte 2000 vatt ampuller altında parmağının ucundaki sarı ve mavi hamurdan yapılmış kırmızı tüylerle süslenmiş sarı gagalı kuşu, bir stop motion filminin içine adım adım sokacak kadar güzeldi. sonra zeminin boyanması gerekti. ortalık pazar yerine dönmüştü, bembeyaz sonsuz fonumuz alacalı renklerle donanmıştı. bunu ancak bir stajyer başarabilirdi. görünmeyen pelerinini dalgalandırarak nalbura gitti, 2 sünger rulo fırça ucu, 1 tane de mat dekorasyon boyası aldı. tam görevini tamamladığını düşünürken yolda bir genç kız tarafından önü kesilerek tinersiz bu işlerin olmayacağı hatırlatıldı. iş yine başa düşmüştü. ama talihsiz stajyer bu işin de altından kalktı...
Posted on 12:54 by id please
sıkıntı mahsulü 2 (çoğul eki -ler, -lar)

Posted on 12:43 by id please













